Türkiye’de Arı Sütü Üretimi

12729245_235838313417267_4996967396858710249_n

Ülkemizin en büyük sorunlarından birisidir gerçek verilere ulaşabilmek.

Hepimiz herhangi bir veri açıklandığında hemen şüphe duyarız.

Ayar çekilmiştir ayar deriz.

Arı sütü üretimi verileri konusunda ise maalesef elimizde hiç veri yoktu.

Gazete haberlerine göre yılda tüm ülkede 50-60 kg kadar üretim yapılabildiği…

Fiyatının da 10.000 TL / kg olduğu verileri.

Gerçekte ne idi?

Samsun’da yapılan çalıştayda da görüldü ki gerçekten veriler yok.

Kovan başı arı sütü üretim miktarları verilmişti ama bu verilerin doğru işletmelerden alınamadığı çok açıktı.

Sadece arı sütü çalışan işletmenin kaç tane olduğu bilgisi bile bilinmez iken.

Samsun 19 Mayıs Üniversite’sinden Dr. Murat Emir, aslında Tarım Ekonomisi alanında olmasına rağmen bu boşluğu doldurmak adına güzel bir çalışma başlattı.

Kulaktan dolma duyduğumuz…

Arı sütü üretim miktarları…

Üretim yapan işletmelerin yapıları…

Pazarlama konusu…

İthalat durumu…

Bu verileri kısa sürede toplama başarısı gösterdi.

Kolay değildir.

Verileri verecek kişi şüphe duyar vermek istemez genelde ama veri toplamakta Murat Hoca’nın çok iyi bir performans sergilediğini de söylemek gerekir.

Artık ülkemiz adına arı sütü hakkında veriler mevcut diyebiliriz.

Üretim, işletme verimlilikleri ve ithalat rakamları en önemli veriler.

En çok işgücü bulunduran işletme olduğumuz bilgisi de hoşumuza gitmiyor değil. Kalabalık seviyoruz biz.

Bundan sonra her yıl bu verileri update etmek mümkün.

Yeterli mi?

Elbette değil.

Üretim miktarı elbette önemli ama üretilen üründe kalitemiz ne durumda?

Dünya’da kabul edilen arı sütü kalite kriterleri açısından tüm üreticilerden alınan ritimli numuneler ile daha da iyi verilere ulaşmak neden mümkün olmasın.

Üretici işletmeler olarak tahlil konularında katkı bile vermeye hazır iken nedense bir türlü bu işleri beceremeyiz.

Sonuç itibarıyla verilere sahip olmamızı sağlayan Murat Emir Hoca’ya teşekkür etmeliyiz.

Bu bile çok zor bir çaba idi.

Arı sütü üretmek isteği içinde olan ama ilk sorusu PAZAR sorunu var mıdır olan arıcıların, veriler açıklandıktan sonra bu sorularının ne kadar anlamsız olduğunu görmeleri de sanırım çok yakındır.

Tabi, en zor şey ilk geçiş yılı.

Acaba soruları…

Bakalım, bu yıl göreceğiz kaç yeni işletme katılacak sürece?

12274269_204162649918167_8294161517498923714_n

Son yıllarda apiterapi konularının ön plana çıkması ile arı ürünleri değer kazandıkça…

Arıların biriktirdiği ürünler konusunda sorun yok. Bal – Polen – Propolis her işletme tarafından bazı basit kurallara dikkat edilerek üretilebiliyor.

Ancak… Apiterapi konusu içinde sıra ona geldiğinde göz yumulan bir ürün ise arı sütü. Herkes işin farkında… Üretemiyoruz ve ithal ediyoruz ya.

Önerse bir türlü önermese diğer türlü ama arı sütü bu yok sayılamaz birçok sebepten.

İşte burada dikkat çekmemiz gereken bir konu var.

Akademisyenler, Hocalar ve Sektör dinamikleri tarafından bizler arı sütü üretimi konusunda destek alabiliriz.

Üretin, üretin biz destekleyeceğiz dendiğini söylüyorsunuz ya…

Destek hangi anlamda olacak?

Üretilecek ürünün değerlendirilmesi konusunda elbette verilecek destekler önemli… Parantez içinde yazayım da.

Gaza gelmeyin.

Üretmeniz en çok bizleri mutlu eder ki yaşadıklarımızı yaşamadan bizleri anlamanız mümkün olmayacak.

Ama bakın, arıcılık bilginiz – kendi ana arınızı üretmeniz – floranız – arı varlığınız elbette önemli.

Ama fotoğraftaki gibi…

Maskeleri aynı anda fırlatabilen ekip kurmalısınız.

Maske fırlatmak işin magazini.

Mühim olan 150 gün aralıksız çalışacak, sizden çok hırslanacak ve düşük verimde üzülecek ekip işi nasıl olacak?

Bizlerden çok fazla tecrübesi olan tonlarca arı sütü üretmiş işletmelerin ekip kurmak konusunda zorlandığını ve sırf bu sebepten üretimi bıraktığını hiç unutmayın.

Yaparız beya ne olacak ki demeden ayaklarınız yere bassın.

Ekip gelmediği gün bizimde üretim işi biter.

Arılıkta çalışmak… Bizimde çevremizde ekipte olmasını istediğimiz kişiler elbette var ama “arı” dendiğinde akan sular duruyor.

Arı sütü üretiminin az yapılmasının ana sebebi nedir diye sorulsa…

Pazarlama sorunu mu yoksa ekip kuramama sorunu mu ikileminde ben şimdi ekibin daha önemli olduğunu söyleyebilirim.

Bal ve Arıları Besleme İlişkisi

12742579_1574782912846438_6661933772973823458_n

Besleme ve Bal ilişkisi.

Soru genelde şu…

Arılarına şeker veriyor musun?

Buna cevap vermek esas zor olan.

Balında şeker var mı diye sorsana.

Neden zor soruyorsun?

Soruya bak.

Arıya şeker verdin mi?

Cevap. Ne desek ki şimdi…

Anlatırım orayı kolay iş.

Ama bilmemiz gerekenler var…

Arıların, doğadan topladıkları nedir?

Biliyor muyuz?

Hangi kaynaktan aldığını biliyor muyuz?

Arı kadar çalışkan hayvan yok iken, kendi kovanının arkasından delik bulsa kendi balını taşıyacak kadar da yakında arar hep enerji kaynağını.

Uçuş için mazot.

Kışın ısınmak için doğalgaz.

Yavrulara cicibebe.

Mum kabartmak için hammadde.

Arı sütü üretmek içinde lâzım.

Bal onun için çok kritik.

Ölüm ya da kalım çizgisidir.

Siz evinizde sıcacık soba başında otururken arı Bala ulaşamasın ölüyor yahu. Bu kadar kritik onun için.

Kış uzun. Bal bitti. Öldü.

O yüzden.

En iyi kaynağa her zaman öncelik verir.

En iyi derken en çok verene.

Kaliteyi de her zaman gözetmez.

En etkili biçimde toplayabileceği hangi kaynakta ise öncelik orası.

Komşu ayva reçeli yapıp balkona soğusun diye koysun.

Posasını alır içeri eğer arılar keşfetti ise.

Ya da zayıf bir kovan savunmayı düşürsün de görsün anyayı konyayı.

Arılar, bala dönüştürebilecekleri tatlı şeyleri hiç affetmezler. Hele de onların istediği özelliklerde ise.

Sor şimdi arılara şeker veriyor musun?

Soruya soru ile cevap vermek doğru bir metod değil.

Arılara şeker veriyor musun? sorusuna evet demek gibisi yoktur.

Bakın…

Biz neden bu haldeyiz biliyor musunuz?

Bu soruya evet demediğimiz için.

Çevrenizde çok vardır şu arıcılardan…

Ben hiç şeker vermem kardeşim.

Hemen 2. soru gelir tüketiciden.

Şu aşağıdaki köyden Hacı Bilmem Kim verir mi? diye sorar sormaz.

Onu bana sorma der.

Bak bak bak.

Bir tek kendisi sıfır şeker verip bal üretiyor ha.

Sevgili Tüketiciler.

Arıya şeker vermek ile balda şeker olmaz.

Olsa da. Anlatırım burayı da.

İnce bir çizgi çiziyorum burada.

Şeker vererek balda şeker olmaz ifadesini çok uzun uzun başka bir konuda anlatmak gerekir. Şeker vererek bal üretimi bir sektördür ülkemizde. Ama bu konuda da bilgin eksiktir. Maalesef bilgin en çok bu konuda eksiktir. Anlatırım.

Arıya şeker neden verilir ki?

Doğada arılara şeker mi veriliyor yahu diye de ekleyelim. Ağacın kovuğunda yıllarca yaşamış arı varmış ona şeker mi veriliyor diye sorarsın bir de.

İyi de o arıdan balı da almıyoruz ki.

Vallah arılara şeker öyle bir verilir ki.

Mis gibi.

Ana kuralımız şudur.

Kendi yemediğini içmediğini arıya vermeyeceksin.

Hani çayına attığın kesme şeker var ya.

Arılara, o kesme şekerden daha temiz şurup verilir.

Neden veriyorsunuz neden neden…

Bal akımı dediğimiz süreç yılda 15 gün kadar. Sabit arıcılık yapıyorsanız.

İşte gezgin arıcılık bu yüzden.

Birçok yerde hep 15 günlük akımlar vardır.

Yakalamak adına koşturur arıcı.

Şurup vererek yaptırmak daha kolay iken.

Gece vakti.

Dağda bayırda.

Evinden uzakta.

O kadar büyük riskler ki.

Ama sen sorarsın işte.

Arılarına şeker veriyor musun?

Evet.

Bal akımı 15 gün dedik ya.

Ordunuzu işte o zamana o kadar güçlü hale getirmeniz gerekir ki doğada kısa sürede oluşan nektarı kapıp gelsinler.

İhtiyaçları kadar kullansınlar ve artanı stoklasınlar.

Orduyu ne zaman güçlü hale getiriyoruz?

Erken baharda başlıyoruz.

Eğer besleme yapılmaz ise…

Mevcut bal stokları…

Çok bal bırakın yahu…

Hee olur.

Sonra bal neden pahalı diyen de sizsiniz.

Biraz fazla bile alınıyor işin açıkçası stoklar.

Hem kışa girişte doğalgaz olarak kullansınlar diye.

Hem de baharda yavru yetiştirsinler diye.

Tabi büyük bal dönemi haricinde de az az bal akımları olur ama güçlü ordu yetiştirmeye yetmez.

Yani başarılı bir biçimde bal üretmek için besleme olmazsa olmaz.

İnekleri salsanıza meraya.

Koyunları da.

Yahu gezen tavuk diyoruz ama akşam kümese geldiklerinde yine besliyoruz.

Güçlü bir kolonide yılda 600 litre kadar nektar girdiği verileri de olduğuna göre.

En çok besleyen arıcının yılda 20 litre bile vermediğini veremediğini biliyoruz ki besleme yüksek bir maliyettir. 20 litre verebilen var mıdır orası da tartışılır.

600 nektar içinde 20 besleme.

Hem de bal akımı dönemi dışında.

En başarılı Arıcı kovan başı 30 kg bal alırken oransal olarak hesaplama işini de siz yapın.

Ne kadar şeker olabilir içinde aldığınız balın?

Arılara şeker veriyor musun?

Evet.

Açlıktan ölsünler mi?

Hem şeker vermeden bal tatlı olmaz ki.

Di mi?

Arılara şeker veriyor bu arıcılar diyerek yağmurdan kaçıp doluya nasıl yakalandığınızı da anlatacağım sevgili tüketiciler.

Kurban olun kurban siz.

Erken baharda ve kışa girişte besleme yapan arıcılara.

Hatta baharda ve kışa girişte arıyı besliyor musun diye sorun.

Evet derse bal isteyin.

Hayır derse gram ama gram bal almayın.

Yalan söylüyor işte.

Teknik arıcılıkta, arı besleme bir bilim dalıdır arkadaş sen neyin hesabındasın…

Bu soruyu sorduğunuz için insanlar yalan söylemek zorunda kalıyor.

Ama yetersiz bilgi ile sorulan sorular yüzünden sektör size ne güzelde yediriyor ne güzel de yediriyor…

Afiyet olsun.

Daha bal donma mevzuları var.

Ohooo petekli bal hakikidir diye düştüğün tuzaklar var

Ben yazarım. Okumak size kalmış.

Bal Çeşitleri Hakkında

8244_1575456536112409_8403777753274471427_n

İyi bal var mı Sağdıç derler bizim buralarda…

İyi bal ne demek ki?

Hangi bal iyidir?

Ülkemiz bal kaynakları açısından çok zengin.

Kıymetini bilmesekte.

Saymaya kalksak kaç çeşit balımız var…

Ama çiçek ve çam balı der geçeriz.

Saysam şimdi şu bal bu bal diye hemen yorum yazıp bizim buranın şu balı da ünlüdür yazacak Arıcı arkadaşımızda çok.

Maydanoz balı bile var üstelik.

En iyisini nasıl bileceğiz?

Pahalı ise iyidir aga.

Öyle 30 liraya bal mı olur diye başlar söze.

Monofloral ballar ile çok çeşitli ballar.

Hangisi iyi?

Arı açısından bakıldığında fark ediyor mu?

Kestane balı olunca aman bu bal kaliteli hepsini stoklayayım da biz şurdan ıhlamur ile böğürtlen ile idare edelim der mi?

Şu bal şu baldan daha iyidir diyecek olsak hangi kriterler ile diyeceğiz.

Bir bölge balını ülkenin siyasetçileri yedi diye daha iyi olmaz ama…

Böyle de bir şey var.

Nereden başlasam…

Ana hatları ile girelim konuya.

Çiçek balı mı çam balı mı?

Çiçek balları içeriğindeki çiçekten gelen polenler sebebiyle değerlidir.

Ama çam balı da hem koşnilin hem de arının enzimleri sebebiyle değerlidir.

1 kişi…

1 yılda 2 kg bal tüketecek ise.

1 kg çiçek 1 kg çam tüketmeli.

Neden? Enzim deyip geçme… Polencik deyip geçme.

Çam balı isteyen o kadar nadirdir halbuki.

Vallah şimdi çiçek balı denince neyi anlayacağız?

Market rafından konuşacaksak.

Ayçiçek.

Bir türlü ayçiçek balı yazmaz orada.

Çiçek balı yazar.

Neden marketlerde ayçiçek balı olur ki?

Arıcıdan teneke ile alınan balın fiyatını duysanız.

Ayçiçek balını 7 TL civarı bir fiyattan alırlar.

7 lira… Hadi be diyen tüketiciler olacaktır elbette.

Çam balı da aynı.

Ülkede büyük bal ticareti bu 2 kalem üzerinde döner.

Ayçiçek ve çam.

Kavanozlama etiketleme marka konuları ise çok tartışılacak konular.

Tenekeye girene kadar olan bölümü kontrol etmeyiz ama kavanoza girerken sistemimiz aslan kesilir.

Üretene ürettiğini satma konusunda da hâlâ bir sürü net olmayan şeyler var.

Kovan başı üretim miktarı yüksek olmasına rağmen ayçiçek ve çam balı üreten açısından da tam tatmin etmese bile üretime devam ediliyor olması şaşılır durumda bu fiyatlara.

Ayçiçek ve çam balı iyi ki var sonuçta bu ülkede.

Ormangülü – Kestane – Ihlamur – Böğürtlen

Ülkemizin üst kısmındaki ormanlarda da yukarıdaki dörtlünün dağılım gösterdiği yerlerde yapılan üretimler ise yüksek fiyatlarla alıcı bulur.

Basit bir iktisadi kuraldır.

Oluşan talebi karşılayamazsan fiyat yükselir.

Artvin’den İstanbul’a…

Karadeniz ve Marmara kıyıları.

Bazılarında ormangülü yok bazılarında ıhlamur.

Bazılarında böğürtlen.

Ama girdiğin ormanda kestane ağaçları varsa.

Son yıllarda bu ballar kestane balı diye pazarlanıyor.

Aynı yerde bile her yıl bal kaynağı farklı ama hep kestane balı nedense.

Bizlere gelir tadımlık Karadeniz bölgesinden.

Hiç tüketemediğimiz bir acılık.

Onlara göre de bizim orman ballarında kestaneden eser yok…

Nasıl olacak bu işler?

Polen analizi denen basit bir tahlil var sonuçta ama tüketici nasıl yaptırsın…

Kestane balı lâzım bizim Hacı Dedeye.

Birisi demiş kestane balı yedirin diye.

Kestane balı…

Nereden alınacak? Nasıl bulunacak?

Fiyatlar zaten yüksek.

Ürün desen yok ki.

Kaç yıldır boş geçiyor kestane bölgeleri.

30 liraya bal mı olur diyene bizim de 120 liraya bal mı olur dememiz gereken zamanlardayız.

Üretimi artırmak adına arıcılık tekniklerini kullanma.

Verim az oldu diye fiyatı yükselt yükselt.

Yok olan az olan şey değerlidir.

Altın dediğimiz şey ne işe yarar halbuki ama değerli işte. Az çünkü.

İyi de ayçiçek verimi düşük olduğu yıllarda da fiyat neden düşük o halde…

Akasya.

Mis gibi kokulu ama.

5 yıldır ilk kez geçtiğimiz yıl verim oldu.

Yani arı baharda ilk kez akasyadan gelen balı stoklayabildi.

Ama gel de tüketiciye ver.

Su renginde bir bal.

Hiç olmaz.

Sabit arıcılık yapıldığında ise ne güzeldir.

Ballıbabalar verir.

Üçgüller verir.

Akasyalar verir.

Karaçalı verir.

Dikenler verir.

Hayıt verir.

Basra yapar.

Bazı bölgelerde meşe verir.

Hepsi farklı miktarlarda birikir.

İstesen bulamazsın.

Ama ya gezersen.

O kadar çok farklı kaynaktan ballar birikir ki.

İyi bal var mı?

Vallahi hangisi iyi bilmiyorum ki.

Balların büyük bölümü ile içerik çalışmaları yapılır.

Şu bal şu hastalığa iyi geliyor diye.

Ah bilmediğimiz şey şu.

Hiçbir zaman bal standart bir ürün değil.

Aynı arılıkta yanyana 2 kovanın stokladığı ballar bile farklı.

Hasada girince hepsi güzelce karışır ve ortaya bir aroma çıkar.

Lezzet çıkar.

Aynı arılıkta birden fazla hasat yapılınca farklı farklı ballar.

Hangisi iyi?

Biz arıcılar şu bal mevzuunda yıllardır yazar çizeriz her kafadan bir ses çıkar ki genelde herkes haklıdır.

Tüketici ne yapsın…

Kalite kriteri olarak balın fiyatını kullananlar…

Bilmeliler ki ayçiçek balı gibi yüksek polencik içeren bal zor bulunur.

Bedavadan az pahalı.

Kahvaltılık ve ilaçlık diye de ayırırız ya.

O da fiyat kriteri ile alakalı.

Bir Arıcı verimli bölgede 30 kg bal üretir 1 kovan ile.

Beğenmedikleri 30 liradan satsa.

900…

Kestane ormanı…

Harika bir ortam.

Kovan başı 4 kg

100 liradan 400

30 liraya bal mı olur?

Verimlilik ve kârlılık hesabı başka bir şey.

Bölgesellik çok önemli.

Ama yazdıkça uzayıp giden bir dipsiz kuyu bal işi.

Arı Yetiştirici Birlikleri birkaç yıla kalmaz bu tanıtım ve bilgilendirme işlerini artık yaparlar.

Ama tüketici ne sordu fuarlarda?

Hakiki mi bu ballar?

İşte önce burayı çözmemiz lâzım.

Hayatında toplam 7 şişe bal almamış köyde ikamet eden amcanın da TV’den 1 kere de 7 kavanoz bal getirttiği gerçeği de gün gibi ortada iken.

İyi bal iyi para beklentisi de tuhaf tüketici açısından.

Aynı bal olsa.

2 çeşit bal var.

Birisi 50 diğeri 30 desen.

50 olanı alan tüketici oranı da neden bu kadar yüksek.

Tattır ikisini de.

Gideriz 50 olanı alırız.

Sonuçta kazanan Arıcı ama.

Sevgili Arıcı arkadaşlarımız şunu da empati yaparsa.

Sen o bala o kadar para verip alır mısın?

Acaip bir piyasa.

Ama ülkedeki ekonomi içinde esamesi bile okunmayan.

Kıymada bile tavan fiyat varken.

Bizim Birliklerimiz gider Trakya’da taban fiyat açıklar.

Açıkladığın fiyattan ürün almadan taban fiyat açıklamak.

Yeter yeter bu kadar.

Petekli Ballar Hakiki midir?

12745621_1574838392840890_802198051285918250_n

Balda hile var şüphesi.

Süzme balda hile yapıyorlar, içine kesin bir şeyler katıyorlardır kurnazlığı ile.

Balı peteği ile alma davranışı gelişti.

Eskiden dedemlerde karakovanlar vardı, ne petekler yerdik kulbu da hazır.

Petekli olunca bal, hakikidir.

Tabi tabi.

Dondurma külâhını yemeye de benzemez aslında ama.

Çünkü mum bir kere insan tüketimine uygun bir madde değil. 60 °C derece civarında eriyen bir ürünün ne işi var bünyede ama.

Hakiki Petekli Bal

Yoğurdu kabı ile yemek.

Aynı şey.

Arılar aynı gözü…

Yavru yetiştirmek içinde kullanıyor.

Polen de stokluyor.

Fazla olursa bal da koyuyor.

Eğer bal ihtiyaçtan çok fazla ise aman bozulmasın bal diye de üzerini mum ile sırlıyor.

Ama gel gör ki.

Siz Petekli bal var mı diye sorarsınız arıcıya…

5 yılda bir olur şöyle her tarafı sırlanmış ve içinden yavru çıkmamış petekli bal.

Doğadan o kadar kısa sürede gelen nektar ile o kadar olur.

Sırlanmamış peteği verse burası neden açık burası neden kapalı diye sorarsınız…

Ayrıca bu peteğin ortasında suni petek kullanıyorsunuz di mi diye de sor bakalım.

Suni petekli di mi bu?

Evet suni…

Suni balmumu nasıl oluyorsa.

Yine balmumundan dökülmüş kılavuz petekler.

Bıçakla iki yüzeyi sıyırmak zor gelir.

Dişe yapışıyor da.

Sanki diğer mum hakiki olunca gıda oluyor.

Ye gitsin, dolaşsın sindirim sisteminde at gitsin.

Bak bu suni petekli ise istemem.

O halde yeni bir opsiyon bulur Arıcı.

Karakovan karakovan dedin durdun ya.

Çözmek kolay tüketici talebini.

Kasnaklara…

Arı örsün mumu güzelce.

Balı da doldursun.

Sırlasın da.

Keşke öyle olsa.

Karakovan olsun. Suni petek olmasın.

Şöyle kehribar gibi olsun.

Şarküteriye gidince alayım ihtiyaç kadar.

Pırıl pırıl olsun petekler de.

Kar gibi.

Tamam gel bakalım şimdi sektöre.

Talep eden varsa üretmeye ne var.

Kar gibi.

Arının kendi kabarttığı.

Kurabiye gibi.

Uygun fiyata üstelik.

Afiyet olsun.

O kadar market.

Bu kadar şarküteri.

Hepsinde de kar gibi petekli ballar.

Arıcıların büyük bölümünde de evinde tüketmeye bir tabak öyle petekli bal bulamaz iken.

Sonuçta bu petekli bal üreten arkadaşlarımıza kızacak değiliz.

Adamlar üretti doğalını.

Tüketmediniz.

İllaki istediniz.

Onlarda kralını üretir ki her arıcının yapabileceği üretim değildir.

Petekli bal yeme desek kim dinler ki.

Karakovan balı ile petekli bal diye aynı çerçeveden keserler 2 farklı yere.

Aynı çerçeveden.

Karakovan 100 TL derler alırsın.

Petekli bal 30 TL yazar almazsın.

O çerçeve 10 TL çıkar üretilen yerlerden.

Sen öyle istedin sevgili tüketici.

Aynı balı farklı fiyata alırsın.

Pahalı ise iyidir diyerek.

Kim kontrol edecek bu işleri?

Tüketici olarak sen.

Bilgileneceksiniz.

Petekli bal tüketmemeyi öğrenerek başlayacaksınız.

Petekli bal, peteğin gıda ürünü olmaması ötesinde kalıntı riskleri de içerir.

Ne yapmanız gerekeni elbette söyleriz ama önce ne yapmaman gerektiğini bir öğrenelim de.

TV bal satıcıları bile keşfetti bu davranışı.

8-10 Kavanoz bal yanında karakovan petekli bal furyasını nasıl patlattılar…

Petekli bal onu bırak karakovan petekli bal veriyor adam be.

Afiyet olsun.

Bu arada nasıl oluyor ki o kar gibi petekler?

Hani bize soruyorsunuz ya arıya şeker verdin mi diye.

Şarküteri ya da markette o soruyu sormak nedense aklınıza gelmiyor.

Bizde olmuyor arkadaş petekli bal.

Olsa da petekli bal yok.

Süzme.

Mis gibi.

Ama hak teslimi de yapalım.

Kavanozda bal benzeri ürün olarak satılan tahşişli ballar yanında o petekli besleme ballar gibisi yoktur.

Arı vardır işin diğer yanında.

Tüketilebilir.

Bal Donması Hakkında

12794644_1575125226145540_6499124073909195722_n

O kadar çok mail almışımdır ki hayret verici.

Adam.

Kalkmış X yerden bal almış.

Bal bozuldu.

Resim de göndermiş.

Sorununu çözmek adına beni buluyor.

Bal arayınca beni bulamaz ama derdini anlatacak ya. Güzin Abla gibi kullanıyor.

Ülkenin hali pür-meali bu.

Bal Donar mı?

Şekerlendi Ayol.

Böyle kristal kristal. Şeker vermiş kör olmayasıca.

Dibi dondu ama üstü hâlâ bal bunun cancağızım.

Biz birisinden getirtiyoruz Kars balı, hiç donmuyor Şekerim…

Sizde donmayan bal var mı?

Yok güzelim yok.

############

Fotoğrafı, İtalya’da bir büyük markette çektim. Bak İtalya yani, arada gittiğimiz belli olsun di mi.

Market rafında.

Donmuş ballar.

Bizim market raflarında neden göremeyiz?

Yine suçluyu bulalım o halde.

Suçlu yine tüketici…

Bilgi vermeyenin de katmerli suçu var ama tüketici davranışı bambaşka.

Tüketici davranışı belirler herşeyi.

Rafta donmuş zeytinyağı görsek alır mıyız?

Donmuş balı almayı bırak, aynı markanın donmuş balın hemen yanındaki donmamış olanı da almayız.

O halde sevgili tüketici…

Senin dişine göre ürünü rafa koymak çocuk oyuncağı…

Nasıl olduğunu anlatacağız ama bu bal neden donar yahu ona bir bakalım.

Bal donuyorsa eğer yaşıyor demektir.

Donmayan bal ölü müdür?

Aslında en çok merak edilen şeyin bu olması gerekir.

Neden donmadı bu bal ulen diyen tüketiciler olmaya başlasın gör bak.

Neden donar neden onu söyle…

Balı nerden topluyor arılar?

Doğadan çok çeşitli kaynaklardan.

Çiçeklerden alıyorsa eğer.

Çiçeklerin içinden nektarı çekerken içeriğinde o çiçeğe ait polenciklerde geliyor. Gözle görülmeyen küçüklükte.

Ağaç çiçeklerinden daha az gelir bu polencikler ama yer çiçeklerinden daha çok.

Yani bal, çiçek balı ise içinde polencikler var.

Balı, bal yapan şeyler bu küçücük arkadaşlar.

Balın geri kalan kısmı ise doğal şekerler yahu.

Iyyyy şeker mi veriyorsunuz dediğiniz şeyin doğadaki karşılığı.

Doğal glikoz ya da doğal fruktoz.

Az miktarda da diğer şekerler.

Bu glikoz ve fruktoz miktarlarının birbirlerine oranları da önemli derlenen kaynağa göre. Donma hızına da etki eden faktördür ayrıca.

Sonuç olarak çiçek kaynaklarından derlenmiş balların içeriğindeki polencikler canlıdır.

Ballar…

Bulundukları ortam sıcaklıkları 14°C civarında bir çizgi çizelim.

Gece düşsün 8 dereceye gündüz çıksın 21 dereceye.

Zik Zag yapıp 14 derece üzerinden geçtiğinde sıcaklık değerleri.

Bu polencikler balın içindeki doğal glikoz ve fruktoz oranına göre kendilerini korumaya almak üzere etraflarında doğal şekerleri bağlamaya başlarlar.

Çok bilimsel oldu mu bende anlamam bu işlerden.

Ama bildiğim şu. İşte o polencikler var ya.

Balı, bal yapan.

Donma eylemi onların varlıklarını koruma çabasıdır.

Zaten donma dediğimiz şey öyle güp diye olmaz.

Önce nokta nokta başlar.

Sonra dibinde çökmeye başlar ve finalde tüm kavanoz donar.

Ah gitti güzelim bal dondu.

Şeker vermiş Arıcı.

At çöpe.

Aldığın arıcıya da söyle, senden aldığımız bal bozuldu diye.

Bana sorarsan alacağın cevap belli.

Balın hâlâ yaşıyor, ne mutlu size.

İyi de donmayan ballar var kardeş, bunlara ne diyeceksin?

Bak dinle.

Aynı mantık.

Bal kaynağı sadece çiçekler değil ki.

Çamda bir böcek var. Bu böcek çamın özsuyunu emer ve tatlı kısmını atar dışarı.

Bizim arı gider alır o sıvıyı.

Var mı bunun içinde polencikler?

Hava o kadar sıcak ve nemli olur ki Basra dediğimiz olay gerçekleşir ve bir çok ağaç ve bitki yapraklarından ve gövdelerinden nektar salgılar.

Burada da var mı polencikler?

Polencikler yoksa kim kendini korumaya alsın…

Yani salgı ballarının büyük bölümü donmaz.

İyi de çam balı diye aldık ama dondu beya.

Hepsine cevabımız var rahat ol.

Arıları Trakya dönüşü getirdik çam bölgesine diyelim.

Ayçiçekten.

Az da olsa stoklarda çiçek balı var.

Arı demez ki şu çamdan geleni şuraya ayrı koyalım.

Karışır.

Karışınca da geç olsa bile donar.

Eee birader marketteki neden donmaz?

Yine aynı mantık.

Polencikler mi sorun yaratıyor?

Evet.

O zaman onları ya uzaklaştıralım ya da gebertelim onları.

Filitrasyon ile polencikleri balın içinden almak ya da kısa süreli yüksek ısılarla pastörizasyon yapmak.

Hayatta donmaz, mis gibi bal.

Mis gibi şekerleme.

Şimdi yeni yeni krem ballar raflarda yerini alacak, alıyor da.

Siz uyandınız ya ondan.

Peki, bizler teneke teneke balları donunca ne yapıyoruz?

Yüksek yatırım maliyetleri ile.

Tenekeyi içine koyabileceğimiz termostat kontrollü benmari usulü eritme kazanları ediniyoruz.

Devlet teşvik bile veriyor.

Yetmiyor o balı eritince içine döktüğümüz büyük kapasiteli tanklarımız var.

Yine ısıtmalı.

2 şişe bal ver deyince tanktan doldur ver.

Bak unutma istesek o balı öldürürüz.

45-50 °C civarı su ısısıyla uzun sürede sıvı hale gelir.

Aç termostatı 90 dereceye.

Donsun da göreyim bir daha.

Bir bal aldık var ya şahane der durursun altın günlerinde. Ölü balı anlatır gezersin.

Evde balınız dondu…

Aynı teknik.

Çaydanlığın buharına kavanozu koy.

Erisin yavaş yavaş.

Ya da küçük bir tencereye su koy dibine de bir bez.

Koy kavanozu.

Su çok ısınmadan altı kısık halde…

Yahu uğraşma.

Öyle donuk halde ye. Daha sağlıklı.

Yani sizler sıvı olsun sıvı olsun dedikçe.

Formülü bulur size bunu sunanlar.

Amatör arıcılar bu yatırımları yapamadıkları için onlardan aldıklarımız daha çabuk donar.

Hele yaklaş şimdi bişi diyeceğim.

Hani Kars’tan aldık biz donmadı dedin ya.

Kars balı bu ülkede o kadar çok yerde satılıyor ki Kars toprakları komple kovan olsa yetmez.

Donmuyor ya.

Şu şarküteride satılan petekliler de donmuyor.

Neden acaba?

Polencikler Nerede?

Bir düşün bakalım.

Haydi düşünme ben söyleyeyim.

Besleme ile yaptırılan balların içeriğinde çok az doğadan gelen polencikler olduğu için donmaz ya da çok geç donar.

Bazı yörelerde de şöyle birşey duyarız.

Bizim kestane balları donmaz.

Bizim karakovanlar donmaz.

Bazı ballar o kadar geç donar ki.

Ne arıcının elinde kalır ne de tüketicinin donana kadar.

Donan bal iyi midir sorusuna da gıcık olurum.

Donmayan ballarda iyidir.

İyilik başka birşey.

Onu da anlatacağım.

Ama bilinmesi gereken şey bir bal donuyor ise çiçek kaynağından derlenmiştir ve yaşıyordur.

Bu kadar basit.