Petekli Ballar Hakiki midir?

12745621_1574838392840890_802198051285918250_n

Balda hile var şüphesi.

Süzme balda hile yapıyorlar, içine kesin bir şeyler katıyorlardır kurnazlığı ile.

Balı peteği ile alma davranışı gelişti.

Eskiden dedemlerde karakovanlar vardı, ne petekler yerdik kulbu da hazır.

Petekli olunca bal, hakikidir.

Tabi tabi.

Dondurma külâhını yemeye de benzemez aslında ama.

Çünkü mum bir kere insan tüketimine uygun bir madde değil. 60 °C derece civarında eriyen bir ürünün ne işi var bünyede ama.

Hakiki Petekli Bal

Yoğurdu kabı ile yemek.

Aynı şey.

Arılar aynı gözü…

Yavru yetiştirmek içinde kullanıyor.

Polen de stokluyor.

Fazla olursa bal da koyuyor.

Eğer bal ihtiyaçtan çok fazla ise aman bozulmasın bal diye de üzerini mum ile sırlıyor.

Ama gel gör ki.

Siz Petekli bal var mı diye sorarsınız arıcıya…

5 yılda bir olur şöyle her tarafı sırlanmış ve içinden yavru çıkmamış petekli bal.

Doğadan o kadar kısa sürede gelen nektar ile o kadar olur.

Sırlanmamış peteği verse burası neden açık burası neden kapalı diye sorarsınız…

Ayrıca bu peteğin ortasında suni petek kullanıyorsunuz di mi diye de sor bakalım.

Suni petekli di mi bu?

Evet suni…

Suni balmumu nasıl oluyorsa.

Yine balmumundan dökülmüş kılavuz petekler.

Bıçakla iki yüzeyi sıyırmak zor gelir.

Dişe yapışıyor da.

Sanki diğer mum hakiki olunca gıda oluyor.

Ye gitsin, dolaşsın sindirim sisteminde at gitsin.

Bak bu suni petekli ise istemem.

O halde yeni bir opsiyon bulur Arıcı.

Karakovan karakovan dedin durdun ya.

Çözmek kolay tüketici talebini.

Kasnaklara…

Arı örsün mumu güzelce.

Balı da doldursun.

Sırlasın da.

Keşke öyle olsa.

Karakovan olsun. Suni petek olmasın.

Şöyle kehribar gibi olsun.

Şarküteriye gidince alayım ihtiyaç kadar.

Pırıl pırıl olsun petekler de.

Kar gibi.

Tamam gel bakalım şimdi sektöre.

Talep eden varsa üretmeye ne var.

Kar gibi.

Arının kendi kabarttığı.

Kurabiye gibi.

Uygun fiyata üstelik.

Afiyet olsun.

O kadar market.

Bu kadar şarküteri.

Hepsinde de kar gibi petekli ballar.

Arıcıların büyük bölümünde de evinde tüketmeye bir tabak öyle petekli bal bulamaz iken.

Sonuçta bu petekli bal üreten arkadaşlarımıza kızacak değiliz.

Adamlar üretti doğalını.

Tüketmediniz.

İllaki istediniz.

Onlarda kralını üretir ki her arıcının yapabileceği üretim değildir.

Petekli bal yeme desek kim dinler ki.

Karakovan balı ile petekli bal diye aynı çerçeveden keserler 2 farklı yere.

Aynı çerçeveden.

Karakovan 100 TL derler alırsın.

Petekli bal 30 TL yazar almazsın.

O çerçeve 10 TL çıkar üretilen yerlerden.

Sen öyle istedin sevgili tüketici.

Aynı balı farklı fiyata alırsın.

Pahalı ise iyidir diyerek.

Kim kontrol edecek bu işleri?

Tüketici olarak sen.

Bilgileneceksiniz.

Petekli bal tüketmemeyi öğrenerek başlayacaksınız.

Petekli bal, peteğin gıda ürünü olmaması ötesinde kalıntı riskleri de içerir.

Ne yapmanız gerekeni elbette söyleriz ama önce ne yapmaman gerektiğini bir öğrenelim de.

TV bal satıcıları bile keşfetti bu davranışı.

8-10 Kavanoz bal yanında karakovan petekli bal furyasını nasıl patlattılar…

Petekli bal onu bırak karakovan petekli bal veriyor adam be.

Afiyet olsun.

Bu arada nasıl oluyor ki o kar gibi petekler?

Hani bize soruyorsunuz ya arıya şeker verdin mi diye.

Şarküteri ya da markette o soruyu sormak nedense aklınıza gelmiyor.

Bizde olmuyor arkadaş petekli bal.

Olsa da petekli bal yok.

Süzme.

Mis gibi.

Ama hak teslimi de yapalım.

Kavanozda bal benzeri ürün olarak satılan tahşişli ballar yanında o petekli besleme ballar gibisi yoktur.

Arı vardır işin diğer yanında.

Tüketilebilir.

Bal Donması Hakkında

12794644_1575125226145540_6499124073909195722_n

O kadar çok mail almışımdır ki hayret verici.

Adam.

Kalkmış X yerden bal almış.

Bal bozuldu.

Resim de göndermiş.

Sorununu çözmek adına beni buluyor.

Bal arayınca beni bulamaz ama derdini anlatacak ya. Güzin Abla gibi kullanıyor.

Ülkenin hali pür-meali bu.

Bal Donar mı?

Şekerlendi Ayol.

Böyle kristal kristal. Şeker vermiş kör olmayasıca.

Dibi dondu ama üstü hâlâ bal bunun cancağızım.

Biz birisinden getirtiyoruz Kars balı, hiç donmuyor Şekerim…

Sizde donmayan bal var mı?

Yok güzelim yok.

############

Fotoğrafı, İtalya’da bir büyük markette çektim. Bak İtalya yani, arada gittiğimiz belli olsun di mi.

Market rafında.

Donmuş ballar.

Bizim market raflarında neden göremeyiz?

Yine suçluyu bulalım o halde.

Suçlu yine tüketici…

Bilgi vermeyenin de katmerli suçu var ama tüketici davranışı bambaşka.

Tüketici davranışı belirler herşeyi.

Rafta donmuş zeytinyağı görsek alır mıyız?

Donmuş balı almayı bırak, aynı markanın donmuş balın hemen yanındaki donmamış olanı da almayız.

O halde sevgili tüketici…

Senin dişine göre ürünü rafa koymak çocuk oyuncağı…

Nasıl olduğunu anlatacağız ama bu bal neden donar yahu ona bir bakalım.

Bal donuyorsa eğer yaşıyor demektir.

Donmayan bal ölü müdür?

Aslında en çok merak edilen şeyin bu olması gerekir.

Neden donmadı bu bal ulen diyen tüketiciler olmaya başlasın gör bak.

Neden donar neden onu söyle…

Balı nerden topluyor arılar?

Doğadan çok çeşitli kaynaklardan.

Çiçeklerden alıyorsa eğer.

Çiçeklerin içinden nektarı çekerken içeriğinde o çiçeğe ait polenciklerde geliyor. Gözle görülmeyen küçüklükte.

Ağaç çiçeklerinden daha az gelir bu polencikler ama yer çiçeklerinden daha çok.

Yani bal, çiçek balı ise içinde polencikler var.

Balı, bal yapan şeyler bu küçücük arkadaşlar.

Balın geri kalan kısmı ise doğal şekerler yahu.

Iyyyy şeker mi veriyorsunuz dediğiniz şeyin doğadaki karşılığı.

Doğal glikoz ya da doğal fruktoz.

Az miktarda da diğer şekerler.

Bu glikoz ve fruktoz miktarlarının birbirlerine oranları da önemli derlenen kaynağa göre. Donma hızına da etki eden faktördür ayrıca.

Sonuç olarak çiçek kaynaklarından derlenmiş balların içeriğindeki polencikler canlıdır.

Ballar…

Bulundukları ortam sıcaklıkları 14°C civarında bir çizgi çizelim.

Gece düşsün 8 dereceye gündüz çıksın 21 dereceye.

Zik Zag yapıp 14 derece üzerinden geçtiğinde sıcaklık değerleri.

Bu polencikler balın içindeki doğal glikoz ve fruktoz oranına göre kendilerini korumaya almak üzere etraflarında doğal şekerleri bağlamaya başlarlar.

Çok bilimsel oldu mu bende anlamam bu işlerden.

Ama bildiğim şu. İşte o polencikler var ya.

Balı, bal yapan.

Donma eylemi onların varlıklarını koruma çabasıdır.

Zaten donma dediğimiz şey öyle güp diye olmaz.

Önce nokta nokta başlar.

Sonra dibinde çökmeye başlar ve finalde tüm kavanoz donar.

Ah gitti güzelim bal dondu.

Şeker vermiş Arıcı.

At çöpe.

Aldığın arıcıya da söyle, senden aldığımız bal bozuldu diye.

Bana sorarsan alacağın cevap belli.

Balın hâlâ yaşıyor, ne mutlu size.

İyi de donmayan ballar var kardeş, bunlara ne diyeceksin?

Bak dinle.

Aynı mantık.

Bal kaynağı sadece çiçekler değil ki.

Çamda bir böcek var. Bu böcek çamın özsuyunu emer ve tatlı kısmını atar dışarı.

Bizim arı gider alır o sıvıyı.

Var mı bunun içinde polencikler?

Hava o kadar sıcak ve nemli olur ki Basra dediğimiz olay gerçekleşir ve bir çok ağaç ve bitki yapraklarından ve gövdelerinden nektar salgılar.

Burada da var mı polencikler?

Polencikler yoksa kim kendini korumaya alsın…

Yani salgı ballarının büyük bölümü donmaz.

İyi de çam balı diye aldık ama dondu beya.

Hepsine cevabımız var rahat ol.

Arıları Trakya dönüşü getirdik çam bölgesine diyelim.

Ayçiçekten.

Az da olsa stoklarda çiçek balı var.

Arı demez ki şu çamdan geleni şuraya ayrı koyalım.

Karışır.

Karışınca da geç olsa bile donar.

Eee birader marketteki neden donmaz?

Yine aynı mantık.

Polencikler mi sorun yaratıyor?

Evet.

O zaman onları ya uzaklaştıralım ya da gebertelim onları.

Filitrasyon ile polencikleri balın içinden almak ya da kısa süreli yüksek ısılarla pastörizasyon yapmak.

Hayatta donmaz, mis gibi bal.

Mis gibi şekerleme.

Şimdi yeni yeni krem ballar raflarda yerini alacak, alıyor da.

Siz uyandınız ya ondan.

Peki, bizler teneke teneke balları donunca ne yapıyoruz?

Yüksek yatırım maliyetleri ile.

Tenekeyi içine koyabileceğimiz termostat kontrollü benmari usulü eritme kazanları ediniyoruz.

Devlet teşvik bile veriyor.

Yetmiyor o balı eritince içine döktüğümüz büyük kapasiteli tanklarımız var.

Yine ısıtmalı.

2 şişe bal ver deyince tanktan doldur ver.

Bak unutma istesek o balı öldürürüz.

45-50 °C civarı su ısısıyla uzun sürede sıvı hale gelir.

Aç termostatı 90 dereceye.

Donsun da göreyim bir daha.

Bir bal aldık var ya şahane der durursun altın günlerinde. Ölü balı anlatır gezersin.

Evde balınız dondu…

Aynı teknik.

Çaydanlığın buharına kavanozu koy.

Erisin yavaş yavaş.

Ya da küçük bir tencereye su koy dibine de bir bez.

Koy kavanozu.

Su çok ısınmadan altı kısık halde…

Yahu uğraşma.

Öyle donuk halde ye. Daha sağlıklı.

Yani sizler sıvı olsun sıvı olsun dedikçe.

Formülü bulur size bunu sunanlar.

Amatör arıcılar bu yatırımları yapamadıkları için onlardan aldıklarımız daha çabuk donar.

Hele yaklaş şimdi bişi diyeceğim.

Hani Kars’tan aldık biz donmadı dedin ya.

Kars balı bu ülkede o kadar çok yerde satılıyor ki Kars toprakları komple kovan olsa yetmez.

Donmuyor ya.

Şu şarküteride satılan petekliler de donmuyor.

Neden acaba?

Polencikler Nerede?

Bir düşün bakalım.

Haydi düşünme ben söyleyeyim.

Besleme ile yaptırılan balların içeriğinde çok az doğadan gelen polencikler olduğu için donmaz ya da çok geç donar.

Bazı yörelerde de şöyle birşey duyarız.

Bizim kestane balları donmaz.

Bizim karakovanlar donmaz.

Bazı ballar o kadar geç donar ki.

Ne arıcının elinde kalır ne de tüketicinin donana kadar.

Donan bal iyi midir sorusuna da gıcık olurum.

Donmayan ballarda iyidir.

İyilik başka birşey.

Onu da anlatacağım.

Ama bilinmesi gereken şey bir bal donuyor ise çiçek kaynağından derlenmiştir ve yaşıyordur.

Bu kadar basit.

Bal, Tüketici ve Üretici

264277_1574726569518739_6080286225414571527_n

Bal hakkında birkaç ileti yazmam lâzım.

Konu aslında artık beni pek ilgilendirmiyor ama.

Yok arkadaş, bu tüketicide ne yapsın?

Bilgi kirliliği o kadar çok ki.

Neyse bende bildiklerimi yazayım da.

Nalına da mıhına da. Yok öyle tek taraflı.

Bal…

Şifa kaynağı falan denir ya.

Yahu, biz Türkler öyle diyoruz.

Kahvaltıda bal tüketimimiz ne kadar az iken.

Tabi hasta iken tüketirsen…

Balın şifa kaynağı olduğu zamanlar elbette olmuş.

Şekerin tarihi ne kadar ki şurada.

Tek bilinen doğal tatlı, bal.

Şeker eksikliği ile halsiz düşen adama ver 1 kaşık bal, gözleri parlasın.

Bunları geçtim geçtim.

Günümüze gelelim…

Bal lâzım olsa.

Kahvaltıda çocuklara yedirmek üzere.

Enerji olsun soğuk günlerde.

Bizde yiyelim desek.

Bal lâzım olsa.

Nereden alacağız?

Arıcılar, arıları olmadığını varsaysın.

Haydi buyurun.

Bal lâzım ve nereden alacağız?

Arıcı tanıdığınız varsa ve ona güveniyorsanız eyvallah.

Ama diyelim onda da bitti.

Valla kafayı yersiniz kafayı.

Kime güveneceğiz yahu…

Sektörün haline bak.

Üretmek başka birşey ama tüketiciye onun sorgusuz sualsiz güveneceği şekilde sunmak ne kadar zor değil mi?

Sonra kızarız markette X firması ballarına…

Bizden kaça alıyor da kaça satıyor diye.

İşte o aradaki fark GÜVEN farkı.

Bal Donar mı?

Arılarına Şeker verdin mi?

Ne balı senin balın?

Kavanozlar kaç gram alıyor?

Bunun tadı biraz farklı?

Neden çok akıcı bu?

Sende Karakovan olmuyor mu?

Biz Siirt’ten getirtiyoruz ama senin balın iyi mi ondan?

Yüzlerce soruya muhatap olup ikna edecek şekilde cevap verebilmek…

Market rafında bu soruları sormuyor üstelik.

Bu konuda yazayım ben yazayım.

Tercüman olayım bir çok Arıcıya.

Tüketicinin suçu yok.

Suç, arıcılarda.

Sunmazsan ürettiğin ürünü, sunana kızmak yok.

xxxxxxxxxxxxxxxx

Bal, arılar için sadece enerji kaynağı.

Kestane balını da yavru besleme de kullanır hiç affetmez, ayçiçek balını da.

İhtiyaç fazlası olursa stoklar.

Stokların büyük bölümünü de biz Arıcılar alırız.

Balı arılar kendine stoklar ama insanların ihtiyacını da karşılamak adına arıcılık bir üretim şekli.

Yani arılar buyrun size bal yapalım demezler.

Doğada yoğun bir bal akımı olunca tüm güçleri ile ne var ne yok toplarlar ve fazla geleni de stoklarlar.

Bu kadar basit bir döngü.

İhtiyaç fazlası.

İşte arıcılık dediğimiz şey bu ihtiyaç fazlası balı olabildiğince çok toplatmaktır.

Bal Ve Marka Olma Çabaları

12798888_1576200659371330_7163270624568969117_n

Arıcılığa her yeni başlayanın hayalidir.

Balparmak olmak.

Market raflarına bal şişelerini dizmek.

Hayaller market rafı ama gerçekler…

AB Uyum yasaları ile ülkemizde o kadar çok yasa, yönetmelik ve tebliğ değişti ki.

Birçoğunu günümüz uygulamaları ile örtüştürün diye 3 kişiyi bir odaya doldur.

Her kafadan bir ses çıkar.

Toplumun davranışlarını değiştirmek o kadar kolay olsa keşke.

Değiştir Tebliği.

Bundan sonra böyle.

Heee olur.

Tebliğe imza atan adama bal bilmem hangi köyden plastik bidonda gelir hediye.

Hani hani bunun etiketi?

Hacı amca göndermiş yahu.

Her sene gönderir.

Tebliğ?

Yayınladık ya.

Tamam o zaman.

xxxxxxxxxxx

Dünya’da en güzel iş arıcılık yahu.

Gelir Vergisi muafiyet bölümünde 500 kovana kadar siz diyor vergiden muafsınız.

Vergiden neden muaf tutuyor?

499 kovanı olan adam herhalde ürettiği balları kendi yemeyecek…

Ticari faaliyet saymıyorum belirli bir düzeye kadar diyor DEVLET.

Sebebi olmalı, olmalı bir sebep…

Birkaç sebebi var.

Bir kere arıcılık faaliyeti bir bitsin ülkede şimdi ucuza yediğimiz (Gerçi hangisini ucuza yiyorsak) meyve – sebze ve diğer bitkisel üretim düzeyi düşer.

Yurtdışında bir kovana gel burayı tozla diye verilen paraları bize versinler ülkede herkes arıcı olur.

Demek ki biz beleşe bulunduğumuz bölgenin tozlaşmasına yardım ediyoruz.

Dünya parayla yaptırıyor bize ise kızıyor birçok köylü.

Kaldır arını buradan.

Aslında onu diyen köylünün muhitine 10 yıl hiç arı sokmayacaksın da.

Neyse birinci sebep beleş tozlaşma.

Diğer sebep ise.

Devlet memuru ticari faaliyet sayılırsa arıcılık yapamaz.

Neden yapması lâzım?

Köylerde.

Gerçi hangi akla hizmet ise şimdi dağ başındaki yerleşimi de mahalle yaptık ama.

Köylerde.

Kim öğretecek, kim önder olacak arıcılığı?

Köyün öğretmeni…

Köyün imamı…

İşte bu yüzdendir ki.

Arıcıların çoğu öğretmen ve imamdır.

Emekli olduklarında da devam ederler.

Bizim ilçeden biliyorum.

Öğretmenler ve imamlar ayrılsın kenara deyiver geride 3-5 kişi kalırız.

Yıllar önce alınmış bir tedbir aslında meyvelerini vermiş.

Köylü öğrenmiş mi?

Maalesef

Uzun bir konu geçtim gitti.

Demek ki arıcılık faaliyeti ticari bir faaliyet değil.

499 kovana kadar.

501 olursa.

Olduğunu görmedim.

Bazı bölgelerde vardır 500 üzeri ama nasıl hallederler vergi olaylarını hiç araştırmadım.

Bizim bölgelerde 499 arıdan fazla bakınca yoruluyor insan.

Ticari bir faaliyet değil iken.

Nedense illaki hedef koyar 2 arısı olan.

Marka olacağım.

Marketlerde benim balım satılacak.

En büyük arıcı ben olacağım.

Bilmez en büyük bal firmalarının 1 arısı bile olmadığını.

Gıda ile ilgili tebliğlerde birincil ürünler diye bir konu var.

Arıcılık ile hiç uyuşmaz.

İşin ilginci Arıcılara çıkış yolu yaratması gerekenler aaaa öyle olmaz der.

Birincil ürün nedir?

Hayvandan aldığında ürün birincil ürün.

Sütü sağdın inekten. Birincil

Yumurta folluktan. Birincil

Bal tenekeye. Birincil

Yok canım.

Ben Sağım tankından direk kavanoza koydum. Bu ikincil ürün mü?

Yok diyor olmaz. Kavanoza koyamazsın.

Tenekeye koy.

Tenekeye koyabilirsin.

O bölüme kadar ne halt edersen et.

Kavanoza koyamazsın.

Halbuki her arıcının en dikkat ettiği bölümdür tenekeden kavanoza koyma anı.

Çok tartışır dururuz ama aslında sebebi şu.

Arıcının balını kavanoza koyma konusu değildir dert olan.

Arıcı üstüne üstlük etiketi de vurup.

Pazarda çarşıda markette satmak ister.

Hop.

Ticari faaliyet alanına girersen muafiyet gider.

Yok gitmesin.

Sorun burda başlar ama işte kalın çizgi buradadır.

Ürünü sağım makinesinden direk kavanoza doldurup teyzeoğluna 2 kavanoz bal vermen değil sorun.

Sorun ticari faaliyet alanına girmeye çalışman.

Gireceğim ben illaki dersen.

Alırsın markanı.

Kurarsın şirketini.

Dolum tesisi ile anlaşırsın.

Etiket yönetmeliğine uygun basarsın etiketini.

Görürsün anyayı konyayı.

Market ya da şarküteri rafındaki satış fiyatı senin satış fiyatından düşük ballarda.

Nasıl oraya ürün koyacaksın?

Pazarda satmaya kalksan.

Pazarcılar odası mevzuları da var ki sen ürünü etiketleyip pazarda satmak hayalin yoktu ki.

Demek ki neymiş.

Bir oluşan sektöre ayak uyduracakmışsın.

Toptan balımı ben o paralara vermem aga diyenlerin toplam üretimi zaten 5 teneke.

Adam 1.000 teneke bal üretiyor yılda.

Toptan fiyatını hesapla desek hesap makinesi ister.

Petekli balını diyor tebliğ satabilirsin.

İşletme numaranı vurarak her yerde.

Ama kavanoza olmaz.

Haklı.

Çünkü gıda takibi nasıl olacak?

İşte bu yüzden birlikler bu konu üzerinden çaba sarf ediyorlar.

Bazı birliklerde hâlâ kavanozlanan ballar yönetime yakın kişilerin balları olsa da bazı birlikler her üyesinin ballarını işletme numaraları bazında dolum yapıyorlar.

Düzelecek elbette.

Ama tüketici davranışı konusu yine çok belirleyici.

Ben şimdi.

1 kavanoz bal bırak beya benim dükkâna diyene.

Etiketli bal götürsem.

Bu ne len, marketten mi aldın der.

Etiketli olunca, rafta yer alınca çok mu sağlıklı oluyor şimdi ballar?

Belirli zamanlarda sahte-tahşişli-kalıntılı bal firmaları listesi açıklanıyor.

Bunların hepsi etiketli market rafından ürünler.

TV’de satılanlarda etiketli markalı.

Ne olacak şimdi…

Arıcılığı ana geçim kaynağı olarak yapanların zaten yüksek üretim yapıp toptan vermekten başka şansları yok.

Ama bu işi ek gelir olarak yapanların ürün satmaktaki acelesini anlamadım gitti.

Sağım çadırından gelsin birisi.

Şöyle tüketiciye satılacak fiyata çok yakın bir fiyattan balları alıversin.

Parayı da tring versin.

Oldu.

Bir ürünü üretmek zor elbette ama ürettiğin ürünü tüketmeleri için tüketiciye sunmak bir o kadar zor.

Çaba gerektirir.

İncelik gerektirir.

Sabır gerektirir.

Kavanoza koyup direk tüketiciye verebilir miyiz?

Elbette.

Ben illaki Balparmak olacağım.

Yolun açık olsun.

Polen Hakkında

12809513_1583391038652292_1850109700912593934_n

Basit anlatabilmek zor bazı konuları.

Çünkü o kadar çok bilinmeyen olunca işin içinde ne dersen de…

En kolayı ise arı ne amaçlı topluyor ve nasıl stokluyor diye bakmak…

Polen ya da çiçektozu…

Arıcılık açısından bakınca…

Başarının temeli.

Sadece sıradan bir seleksiyon ile melez ama nasıl melez üstelik arılarla üretim yapabilme başarımın ardında tek unsur var aslında.

Bölgemizin, ülkemizdeki en yoğun ve uzun süreli polen akımına sahip olması.

Yoğun polen akımı…

Olsa ne olur olmasa ne olur diyebilir miyiz?

Arı, neden polen toplar?

Bu soruyu soralım yüzlerce arıcıya.

Yavru için diye cevap verirler.

Yavru için mi?

Yavru nasıl tüketecekse…

Poleni kim tüketir kolonide?

Yeni doğmuş genç işçiler…

Neden?

Protein depolamak amaçlı.

Protein olmadan uçamaz bile.

Bırak arı sütü üretebilmeyi…

Bir işçi arının sağlıklı ve maksimum verim vermesi için doğduktan belirli bir süre içerisinde polen tüketmesi gerekir.

Yani poleni Yenidoğan işçi arılar için toplar arılar…

Kovana bak, polen geliyorsa ana arı vardır gelmiyorsa yoktur yaklaşımı da bu bilgi ile açığa düşer.

Ana arısız ve yavru faaliyeti olmayan kovana da polen gelir.

O kadar yoğun polen akımı olduğu zamanlarda.

Tüketim fazlası polen olduğunda ise stoklama davranışı gösterir.

Yani ihtiyaç yok, ben toplamayayım demez.

Kovana giren polen miktarı, kuluçka faaliyetini doğrudan etkiler.

Polen yoksa, doğacak genç işçilerin polen yeme ihtimali düştükçe ve finalde tüketemedikçe kuluçka azalır.

Stoklama ve polen akımı zirveye ulaştığında kolonilerde kuluçka miktarı da pik yapar.

Çiçek tozu işte adı üstünde.

Çiçek olacak ki tozu olsun.

Mevsimin akışına göre sıra ile hava şartları da uygun olduğunda değişik kaynaklardan…

Bu sıra iyi takip edildiğinde genelde aynı ritimle gerçekleşir.

Bölgeyi bilmek önem taşır.

Ne zaman zirve yapar, ne zaman azalır…

Yani şu bizim FIÇI teorisi olayı.

Ağzımızla kuş tutalım polen tahtası eksilince fıçıyı tam doldurmak mümkün değildir.

Arıları yoğun polen akımı olacağı tahmin edilen günlerde daha fazla polen toplamalarına teşvik etmek mümkün mü?

Basit.

Teşvik işte adı üstünde.

Denemek bedava.

Aynı güçte 20 koloniden 10 tanesini teşvik diğer 10 tanesini kontrol kolonisi yapıp yoğun polen akımı döneminde gözlemleyin.

Bir önceki akşam teşvik beslemesi yapılan koloniler çok daha fazla polen toplama eğilimi gösterirler.

Stoklamayı nasıl yapar?

Basit bir şekilde getirdiği poleni kaynak gözetmeden.

Yani sarısı siyahı kırmızısı üstüste bile olacak şekilde gözlere koyar ve kafası ile sıkıştırır.

Göz dolduğunda da üstüne hava almasını önleyecek bir cila çeker…

Arı ekmeği diye sunulan bir üründür işte bu stoklar.

Bazı rivayetlere göre bu ürün çok daha değerlidir ama sadece gözün üzerinden yapılan enzimleme gözün en dibindeki polenlere ulaşması mümkün değildir ki.

Taze polen ile göz içerisindeki polenin farkı yoktur.

Stoklanan ürün daha değerli olur mu ayrıca?

Sadece…

Üzerine balda olduğu gibi sır çektiği polen bulunan gözleri incelemekte fayda vardır ancak diğer açık stoklardan alınan arı ekmeği denilen ürün ile taze polen arasında fark konusuna şerh düşerim bir arıcı olarak.

Poleni yoğun biçimde toplatabilen arıcılar başarılı olur.

Bu ne demek şimdi.

Badem ağaçları polen veriyor diyelim.

Verse verse 1 hafta.

2 koloni düşünün.

1 tanesi 5 çerçevede

1 tanesi de 8 çerçevede

Hangi koloni badem ağacı polenini daha çok toplar?

İşte bu ivme öyle bir artar ki…

Sıra eriklere geldiğinde zayıf koloninin topladığından 2 kat fazla toplayacak güce erişir güçlü olan…

Aman ya ne yapacağız hızlı gelişen arıyı zaten hemen oğula kalkıyor diye.

Zayıf koloni ile bahara giren arılar…

Gümbür gümbür polen veren çiçekler geçer gider…

Bir koloni full toplar iken diğeri gücü kadar…

Her arılıkta öne fırlayan başarılı kolonilere bakın… Bunlar en iyi poleni toplayan kolonilerdir.

Bal akımı gibidir polen akımlarını bilmek.

Arıyı bala hazırlamak kadar önemlidir polen akımlarına hazırlamak.

Florasının ritmini bilmeli Arıcı.

Bugünlerde polen nereden gelir sorusuna cevap verebilmeli.

Arı topluyor nasılsa.

O bilir işini.

Bilir de gücü kadar, enerjisi kadar toplar…

Polenleri, stokladığı yerlere baktığımızda nedense hep yavru alanları çevresine koyduğunu görürüz.

Stok ne demek zaten…

Gerektiği zaman buradan alayım demek.

Uçuş müsait değil.

Kaynaklar kesintiye uğradı.

Genç işçiler poleni tüketecek.

Kuluçkaya bakacak.

Kalkıp en uzaklarda polen stoğu arayacak değil elbette.

En yakından…

Tabi doğadan poleni alabilmesi için gereken hava şartları da önemli.

Nem miktarı ise belki de en önemli kriter.

Çiçekler full açık ama lodos…

Zor…

Hava yağmurlu…

Zor…

Hele zayıf kolonilerin işi daha da zor.

Zayıf koloniler ne zaman gelişir?

Artık polen kaynakları en üst düzeye ulaştığında güç olarak belirli düzeye ulaştıklarında.

Ama o esnada poleni alan Üsküdar’da full askerle bal akımı gözlüyor pozisyonda…

Bu yıl da verimsiz geçti diye mazeret aramak gibisi yok.

Protein…

Yani bizim açımızdan bakarsak Et…

Et yemeyen çocuk nasıl olursa…

Polen yemeyen arı da öyle.

Mıgırık derler bizim muhacirler…

Tam da öyle.

Irksal olarak koloniler polen toplarken farklılık gösterir mi?

Yanyana 2 koloniler bazen farklı kaynaklardan polen toplayabilirler.

Hatta yüzlerce koloni aynı kaynaktan toplarken 1 tanesi hiç alakası olmayan kaynaktan toplar.

Ama genelde o döneme ait hangi polen kaynakları aktif ise yoğunluk o kaynaktandır.

Sonuç olarak…

Arıcılık dendiğinde…

Polen çok ama çok önem taşır.

Mıgırık arılarınız olmaması dileğiyle.

12814652_1583774551947274_2143079618610515118_n

Polen derlemek…

Arıların poleni doğadan toplama ile ilgili uyguladığı teknikler…

Kovana getirirken taşıması…

Seyre değer işlerden.

Birçok arıcının terapi alanıdır polenli inişe gelen arılar…

Ama bir yandan da polen derlemek diye bir üretim şekli var.

Basit bir teknik ile arıların kovana genç işçi arıların tüketmesi için getirdikleri poleni onlardan almak mümkün.

Girişte.

Arı boyutu kadar delikler.

O deliklerden geçerek koloniye ulaşabilme şansı.

Dolayısı ile girişte ayaklarında çıkıntı şeklindeki polenler aşağıdaki tepsiye…

Giriş kontrolleri değişik değişik.

Hem çıkışa müsait olmalı ve tahdit olmamalı hem de girişte arılar çok fazla poleni o çıkıştan içeri kaçırmamalı.

Bir çok modeli denemiş ve görmüş olarak önerim…

Menteşe tarzındaki giriş tahditleme sistemi en uygunu.

Hem üstten çıkışa fırsat verir hem de uçuştan dönen yüklü arı çıkış deliğini görmez.

Önemli mi giriş ve polen yönlendirme sistemi?

Kesinlikle önemli çünkü koloni uçuş
etkinliğini bozmamak gerekir.

Çıkışı komple kapatıp çıkış için yine aynı polen toplama tuzakları toplanırsa erkek arı uçuşu gerçekleşemeyecektir.

Daha fazla yıpranan işçi arılar verimi düşürecektir.

Peki, arının geçtiği delik ve malzeme…

Plastik ya da metal.

Çok fazla seçenek var ve arının geçtiği plaka çok önemli.

Çapaklı malzemeler arıları fiziken yıpratır.

Plastik olanlar ise pürmüz ile sıcaklık uygulandığında hasar görür kovan dezenfeksiyonlarında.

En iyisi hangisi?

Yalova’da özel olarak bastırılan plakalar kadar başarılı olan hiç görmedim.

Nasıl buluruz sorusu gelir hemen…

Şu anda bu konunun muhatabı kim bilmiyorum ama bir hayli yüksek sayıda ve bir hayli de yüksek ücret ile yapılıyor.

Değiyor ama.

Polenlerin döküldüğü tepsiler.

Plastik var ahşap var.

Ancak bizler hangi sistem olursa olsun polen toplama esnasında sinek telli olan tepsiler kullanıyoruz.

Hem nem kontrolü hem de kırıntıların elenmesi adına…

Ve arılardan alınması…

Basit olan kısım burası.

Doldur işte kovaya ama tabi kısa sürede havalandırmak adına yine sinek telli eleklere dökülmek şartıyla.

Çok uzun süre kovada bekletilen taze Polenler hem yapışır hem de kızışır.

Kızışmak…

Nemli bir ürün sonuçta.

Bozulma başlar.

Esas sorun ise ne zaman toplamaya başlayacağız?

Polende lezzet ve tad aranmaz aslında ama gelgelelim tüketici davranışı denen bir olgu var.

Polenin tatlı olması bekleniyor.

Tadı geçtik.

Dönem dönem öyle polenler geliyor ki zehir gibi acı ya da çok kötü kokulu.

Bizim bölgede erken baharda ballıbaba kırmızı polenleri zehir gibi acı.

Haziran başı gibi de soğan tohumlarından gelen kötü bir soğan kokusu…

Yine sonbaharda kırmızı renkli kaynağını bilmediğimiz çok acı bir polen daha.

Bu kötü örneklerin yanında tırfilden gelen kahverengi polen ise bitter çikolata resmen.

O halde polen derlerken bölgemizdeki polen akımını bileceğiz çeşit açısından.

Diğer bakacağımız olgu ise kolonilerdeki polen stoğu…

Kolonileri açıp bakmaya da gerek yok aslında.

Bu yıl gibi bir erken bahar yaşandığında zaten polen stokları zirvede…

Üstelik polen toplarken ne var ne yok toplayacak değiliz…

Arılardan polen toplamak için en doğrusu arılara her gün ulaşabiliyor olmak gerekir.

Yani sistemleri aç, 2 gün sonra git topla ile olmaz.

Günlük toplanmalı.

Özellikle yağışlı günlerde derleme yapılmamalıdır.

Taze polen çok hassas bir ürün.

Nem yükseldiğinde çok çabuk bozulur, ekşir ve basit bir söylem ile küflenir.

Günlük derlenip, arıdan aynı gün akşam üstü hasat edilmelidir.

Polen toplama sistemleri işte tam da bu sebeplerden dolayı çok çabuk biçimde normale döndürülebilmeli ya da polen toplama pozisyonuna geçiş yapılabilmelidir.

Bölge olarak polen kıtlığı yaşayan işletmelerin polen derlemesi zaten yavaş olan gelişim hızını daha da düşüreceği unutulmamalıdır.

Bizler gibi arı sütü üreten işletmeler ise zaten polen toplaması hiç mantıklı bir üretim modeli değil.

Poleni bol olan bölgelerde de doğacak kuluçkanın taze polenle buluşması da tamamen engellenmeden optimum bir takvim ile polen derlenmelidir.

67824_1586384091686320_6721842070770487584_n

Poleni derlemek kadar onu tüketime sunmak için stoklamak…

Üstelik öyle bir dönem ki yağışı bol.

Pratik çözümler üretmek gerekir.

Polen kurutma ve temizleme makineleri var elbette.

Ancak çok kısa süreli ve az miktarda üretim yapan işletmeler bu yatırımlardan imtina eder.

Nasıl nemini düşürebiliriz?

Nem düşürme dendiğinde anlayacağımız şey nedir?

Her polen farklı nemde değil ki.

Üstelik bir kovandan alınan kutudan farklı nemde polenler çıkarken arılık tamamen karışınca…

Daha arılardan aldığımızda nem her seferinde farklı.

O yüzden standart bir nem azaltma çok zor.

Kolayca taşınabilen sinek telli tepsiler…

Birkaç tane şart.

Ne kadar ince yayılırsa o kadar kısa sürede istenen kıvama ulaşır.

Üzerinde de bir kat yine sinek telli örtü.

Kelebekler ve sinekler sever bu ürünü.

Gölgede…

Havadar yerde…

Geceleri ise mutlaka kapalı bir yere.

Öğleden sonra toplanmış bir ürün akşam üstü güzelce havalandırılırsa.

Arada karıştırarak.

Gece kapalı yerde bekletip ertesi gün öğleye kadar tekrar havalandırıldığında yeterli neme düşer genelde.

Daha sonra temizlenmesi önerilir ki taze iken temizlendiğinde çok fazla yapışır ve tozlaşır.

Tepsilerde zaman zaman elenirse temizliğe de yardımcı olur.

Doğru nem miktarı nasıl anlaşılacak?

Nasıl anlatılır?

Yapışmayacak…

1689160_1592413284416734_5934994185973661278_n

Polen mevzusunu bitirelim.

Vallah bu konuda bile tüketiciye ne söyleyelim ki.

Kendimiz ne zaman tüketiyoruz ki.

Ben…

Sadece üretim zamanı tadı ve nemi test etmek adına avuç avuç tüketiyorum ki zaten en lezzetli zamanı da o zamanlar.

Üretim bitince.

Dolapta bir sürü polen var ama bir kaşık bile tükettiğim yok.

Tüketilmesi konusunda kalkıp insanlara ne önereceğiz ki.

Karışımlarda ne tüketirsek işte.

Ama bu polen var ya.

Nasıl tarif etsem diye hiç düşünmem.

Eczaneyi bir avuçta yutmak…

Öyle bir içerik ki bir çoğu sentetik olarak karşılanması çok pahalı.

Arılar da onsuz yapamıyor.

Polen bitince arı bitiyor arı bitince de…

Tüketici nerden bilsin ki.

Anlattık mı?

Bal aşağı bal yukarı…

Son yıllarda kurutulmamış polen arzı ile tüketimin arttığı da bir gerçek.

Aslında polende tat ve lezzet aranmaz ama tüketici arıdan geliyorsa tatlı olması gerekir algısı taşıyor.

Kurutulmamış polen ile bu algı nispeten kırılıyor ve bizim bölge için tırfil poleninin nektar içerikli olması sebebiyle lezzetli olması talebi arttırıyor.

Ancak.

Aynı gün yanyana 2 kovan farklı kaynaklardan polen toplarken.

Arı bile aynı göze farklı kaynaktan poleni stoklarken.

Bir karmaşık ürün elde ediliyor.

Tüm sezon ürününü pacallamak bile arıcının metodu olabiliyor.

Neden?

Bir tüketiciye polen veriyorsunuz.

1 ay sonra polen talebi.

Bir öncekinden…

Bu nasıl olacak ki…

Kurutulmamış polenin derin dondurucuda saklanması bir zorunluluk ama derin dondurucuda duran bir ürünün donacağı ve çıkarıldığında hemen tüketilmesi gerektiği gibi bir algı da mevcut.

Polen, derin dondurucuda donuyorsa zaten çok yüksek nem içeriğine sahiptir ve istenmeyen bir durumdur.

Derin dondurucudan çıkarılan tüketime sunulan polen normal buzdolabında saklandığında hiçbir kayba uğramadan durabilir.

Tüketicileri, polen tüketmeye alıştırmanın bir yolu da bir nevi promosyon çalışması ile de olur.

Bal alan tüketiciye bir miktar polen sunmak çok fazla yapılan ve başarılı bir uygulamadır.

Yurtdışında polen ne kadar Mono ise o kadar değerli iken…

Hatta renk algılayabilir makineler ile çeşit çeşit ayırabildikleri.

Yani badem ağacı poleni sadece…

Bizde ise ne kadar karışık ise o kadar iyidir zannı var.

Bende çok çeşitli polen tüketmeye özen gösteririm ki bizim flora ülkemizdeki en yoğun ve en çeşitli polen akımına sahip…

Ayrıca sezonda en uzun süreli polen akımı da başarılı arıcılık adına çok önemli.

Polenin şu andaki teknikler ile toplanmış formunun değil arının stokladığı Arı ekmeği ya da Perga denilen formda tüketilmesi gerektiğini savunan görüşlerde mevcut.

Ama arının taze polen tükettiği, tüketimden artan bölümü stokladığını da unutmamak gerekir.

Ayrıca bir algıyı da değiştirmek adına.

Sadece örnek vermek adına.

Anzer balı söylenip durunca.

Şimdi de Anzer poleni gibi ürünler çıkıyor.

Anzer poleni…

Endemik birkaç türün olması o poleni diğer polenlere göre üstün kılmaz.

İçeriğinde söğüt poleni var mı?

Yok.

O halde ağrı kesici etkisini ara ki bulasın.

Yani o polen bu polen bir tarafa…

Tüketebilmek önemli.

Tüketiciyi kandırmadan…

Öyle büyük bir fiyat skalası var ki polenin.

12 TL gibi toptan alıcı bulan polenin 200 TL gibi fiyatlarla pazarlanabildiği güzel ülkemde…

Arıcılar için üretimi kolay ve iyi bir ek gelir olan poleni üretmekten imtina etmeden sadece promosyon olarak bile üretmeleri önem taşır.

Polenlikli kovanların diğer faydalarını da hesaba katarsak değerlendirilmesi gereken bir konudur.