Bal Donması Hakkında

12794644_1575125226145540_6499124073909195722_n

O kadar çok mail almışımdır ki hayret verici.

Adam.

Kalkmış X yerden bal almış.

Bal bozuldu.

Resim de göndermiş.

Sorununu çözmek adına beni buluyor.

Bal arayınca beni bulamaz ama derdini anlatacak ya. Güzin Abla gibi kullanıyor.

Ülkenin hali pür-meali bu.

Bal Donar mı?

Şekerlendi Ayol.

Böyle kristal kristal. Şeker vermiş kör olmayasıca.

Dibi dondu ama üstü hâlâ bal bunun cancağızım.

Biz birisinden getirtiyoruz Kars balı, hiç donmuyor Şekerim…

Sizde donmayan bal var mı?

Yok güzelim yok.

############

Fotoğrafı, İtalya’da bir büyük markette çektim. Bak İtalya yani, arada gittiğimiz belli olsun di mi.

Market rafında.

Donmuş ballar.

Bizim market raflarında neden göremeyiz?

Yine suçluyu bulalım o halde.

Suçlu yine tüketici…

Bilgi vermeyenin de katmerli suçu var ama tüketici davranışı bambaşka.

Tüketici davranışı belirler herşeyi.

Rafta donmuş zeytinyağı görsek alır mıyız?

Donmuş balı almayı bırak, aynı markanın donmuş balın hemen yanındaki donmamış olanı da almayız.

O halde sevgili tüketici…

Senin dişine göre ürünü rafa koymak çocuk oyuncağı…

Nasıl olduğunu anlatacağız ama bu bal neden donar yahu ona bir bakalım.

Bal donuyorsa eğer yaşıyor demektir.

Donmayan bal ölü müdür?

Aslında en çok merak edilen şeyin bu olması gerekir.

Neden donmadı bu bal ulen diyen tüketiciler olmaya başlasın gör bak.

Neden donar neden onu söyle…

Balı nerden topluyor arılar?

Doğadan çok çeşitli kaynaklardan.

Çiçeklerden alıyorsa eğer.

Çiçeklerin içinden nektarı çekerken içeriğinde o çiçeğe ait polenciklerde geliyor. Gözle görülmeyen küçüklükte.

Ağaç çiçeklerinden daha az gelir bu polencikler ama yer çiçeklerinden daha çok.

Yani bal, çiçek balı ise içinde polencikler var.

Balı, bal yapan şeyler bu küçücük arkadaşlar.

Balın geri kalan kısmı ise doğal şekerler yahu.

Iyyyy şeker mi veriyorsunuz dediğiniz şeyin doğadaki karşılığı.

Doğal glikoz ya da doğal fruktoz.

Az miktarda da diğer şekerler.

Bu glikoz ve fruktoz miktarlarının birbirlerine oranları da önemli derlenen kaynağa göre. Donma hızına da etki eden faktördür ayrıca.

Sonuç olarak çiçek kaynaklarından derlenmiş balların içeriğindeki polencikler canlıdır.

Ballar…

Bulundukları ortam sıcaklıkları 14°C civarında bir çizgi çizelim.

Gece düşsün 8 dereceye gündüz çıksın 21 dereceye.

Zik Zag yapıp 14 derece üzerinden geçtiğinde sıcaklık değerleri.

Bu polencikler balın içindeki doğal glikoz ve fruktoz oranına göre kendilerini korumaya almak üzere etraflarında doğal şekerleri bağlamaya başlarlar.

Çok bilimsel oldu mu bende anlamam bu işlerden.

Ama bildiğim şu. İşte o polencikler var ya.

Balı, bal yapan.

Donma eylemi onların varlıklarını koruma çabasıdır.

Zaten donma dediğimiz şey öyle güp diye olmaz.

Önce nokta nokta başlar.

Sonra dibinde çökmeye başlar ve finalde tüm kavanoz donar.

Ah gitti güzelim bal dondu.

Şeker vermiş Arıcı.

At çöpe.

Aldığın arıcıya da söyle, senden aldığımız bal bozuldu diye.

Bana sorarsan alacağın cevap belli.

Balın hâlâ yaşıyor, ne mutlu size.

İyi de donmayan ballar var kardeş, bunlara ne diyeceksin?

Bak dinle.

Aynı mantık.

Bal kaynağı sadece çiçekler değil ki.

Çamda bir böcek var. Bu böcek çamın özsuyunu emer ve tatlı kısmını atar dışarı.

Bizim arı gider alır o sıvıyı.

Var mı bunun içinde polencikler?

Hava o kadar sıcak ve nemli olur ki Basra dediğimiz olay gerçekleşir ve bir çok ağaç ve bitki yapraklarından ve gövdelerinden nektar salgılar.

Burada da var mı polencikler?

Polencikler yoksa kim kendini korumaya alsın…

Yani salgı ballarının büyük bölümü donmaz.

İyi de çam balı diye aldık ama dondu beya.

Hepsine cevabımız var rahat ol.

Arıları Trakya dönüşü getirdik çam bölgesine diyelim.

Ayçiçekten.

Az da olsa stoklarda çiçek balı var.

Arı demez ki şu çamdan geleni şuraya ayrı koyalım.

Karışır.

Karışınca da geç olsa bile donar.

Eee birader marketteki neden donmaz?

Yine aynı mantık.

Polencikler mi sorun yaratıyor?

Evet.

O zaman onları ya uzaklaştıralım ya da gebertelim onları.

Filitrasyon ile polencikleri balın içinden almak ya da kısa süreli yüksek ısılarla pastörizasyon yapmak.

Hayatta donmaz, mis gibi bal.

Mis gibi şekerleme.

Şimdi yeni yeni krem ballar raflarda yerini alacak, alıyor da.

Siz uyandınız ya ondan.

Peki, bizler teneke teneke balları donunca ne yapıyoruz?

Yüksek yatırım maliyetleri ile.

Tenekeyi içine koyabileceğimiz termostat kontrollü benmari usulü eritme kazanları ediniyoruz.

Devlet teşvik bile veriyor.

Yetmiyor o balı eritince içine döktüğümüz büyük kapasiteli tanklarımız var.

Yine ısıtmalı.

2 şişe bal ver deyince tanktan doldur ver.

Bak unutma istesek o balı öldürürüz.

45-50 °C civarı su ısısıyla uzun sürede sıvı hale gelir.

Aç termostatı 90 dereceye.

Donsun da göreyim bir daha.

Bir bal aldık var ya şahane der durursun altın günlerinde. Ölü balı anlatır gezersin.

Evde balınız dondu…

Aynı teknik.

Çaydanlığın buharına kavanozu koy.

Erisin yavaş yavaş.

Ya da küçük bir tencereye su koy dibine de bir bez.

Koy kavanozu.

Su çok ısınmadan altı kısık halde…

Yahu uğraşma.

Öyle donuk halde ye. Daha sağlıklı.

Yani sizler sıvı olsun sıvı olsun dedikçe.

Formülü bulur size bunu sunanlar.

Amatör arıcılar bu yatırımları yapamadıkları için onlardan aldıklarımız daha çabuk donar.

Hele yaklaş şimdi bişi diyeceğim.

Hani Kars’tan aldık biz donmadı dedin ya.

Kars balı bu ülkede o kadar çok yerde satılıyor ki Kars toprakları komple kovan olsa yetmez.

Donmuyor ya.

Şu şarküteride satılan petekliler de donmuyor.

Neden acaba?

Polencikler Nerede?

Bir düşün bakalım.

Haydi düşünme ben söyleyeyim.

Besleme ile yaptırılan balların içeriğinde çok az doğadan gelen polencikler olduğu için donmaz ya da çok geç donar.

Bazı yörelerde de şöyle birşey duyarız.

Bizim kestane balları donmaz.

Bizim karakovanlar donmaz.

Bazı ballar o kadar geç donar ki.

Ne arıcının elinde kalır ne de tüketicinin donana kadar.

Donan bal iyi midir sorusuna da gıcık olurum.

Donmayan ballarda iyidir.

İyilik başka birşey.

Onu da anlatacağım.

Ama bilinmesi gereken şey bir bal donuyor ise çiçek kaynağından derlenmiştir ve yaşıyordur.

Bu kadar basit.

Bal, Tüketici ve Üretici

264277_1574726569518739_6080286225414571527_n

Bal hakkında birkaç ileti yazmam lâzım.

Konu aslında artık beni pek ilgilendirmiyor ama.

Yok arkadaş, bu tüketicide ne yapsın?

Bilgi kirliliği o kadar çok ki.

Neyse bende bildiklerimi yazayım da.

Nalına da mıhına da. Yok öyle tek taraflı.

Bal…

Şifa kaynağı falan denir ya.

Yahu, biz Türkler öyle diyoruz.

Kahvaltıda bal tüketimimiz ne kadar az iken.

Tabi hasta iken tüketirsen…

Balın şifa kaynağı olduğu zamanlar elbette olmuş.

Şekerin tarihi ne kadar ki şurada.

Tek bilinen doğal tatlı, bal.

Şeker eksikliği ile halsiz düşen adama ver 1 kaşık bal, gözleri parlasın.

Bunları geçtim geçtim.

Günümüze gelelim…

Bal lâzım olsa.

Kahvaltıda çocuklara yedirmek üzere.

Enerji olsun soğuk günlerde.

Bizde yiyelim desek.

Bal lâzım olsa.

Nereden alacağız?

Arıcılar, arıları olmadığını varsaysın.

Haydi buyurun.

Bal lâzım ve nereden alacağız?

Arıcı tanıdığınız varsa ve ona güveniyorsanız eyvallah.

Ama diyelim onda da bitti.

Valla kafayı yersiniz kafayı.

Kime güveneceğiz yahu…

Sektörün haline bak.

Üretmek başka birşey ama tüketiciye onun sorgusuz sualsiz güveneceği şekilde sunmak ne kadar zor değil mi?

Sonra kızarız markette X firması ballarına…

Bizden kaça alıyor da kaça satıyor diye.

İşte o aradaki fark GÜVEN farkı.

Bal Donar mı?

Arılarına Şeker verdin mi?

Ne balı senin balın?

Kavanozlar kaç gram alıyor?

Bunun tadı biraz farklı?

Neden çok akıcı bu?

Sende Karakovan olmuyor mu?

Biz Siirt’ten getirtiyoruz ama senin balın iyi mi ondan?

Yüzlerce soruya muhatap olup ikna edecek şekilde cevap verebilmek…

Market rafında bu soruları sormuyor üstelik.

Bu konuda yazayım ben yazayım.

Tercüman olayım bir çok Arıcıya.

Tüketicinin suçu yok.

Suç, arıcılarda.

Sunmazsan ürettiğin ürünü, sunana kızmak yok.

xxxxxxxxxxxxxxxx

Bal, arılar için sadece enerji kaynağı.

Kestane balını da yavru besleme de kullanır hiç affetmez, ayçiçek balını da.

İhtiyaç fazlası olursa stoklar.

Stokların büyük bölümünü de biz Arıcılar alırız.

Balı arılar kendine stoklar ama insanların ihtiyacını da karşılamak adına arıcılık bir üretim şekli.

Yani arılar buyrun size bal yapalım demezler.

Doğada yoğun bir bal akımı olunca tüm güçleri ile ne var ne yok toplarlar ve fazla geleni de stoklarlar.

Bu kadar basit bir döngü.

İhtiyaç fazlası.

İşte arıcılık dediğimiz şey bu ihtiyaç fazlası balı olabildiğince çok toplatmaktır.

Bal Ve Marka Olma Çabaları

12798888_1576200659371330_7163270624568969117_n

Arıcılığa her yeni başlayanın hayalidir.

Balparmak olmak.

Market raflarına bal şişelerini dizmek.

Hayaller market rafı ama gerçekler…

AB Uyum yasaları ile ülkemizde o kadar çok yasa, yönetmelik ve tebliğ değişti ki.

Birçoğunu günümüz uygulamaları ile örtüştürün diye 3 kişiyi bir odaya doldur.

Her kafadan bir ses çıkar.

Toplumun davranışlarını değiştirmek o kadar kolay olsa keşke.

Değiştir Tebliği.

Bundan sonra böyle.

Heee olur.

Tebliğe imza atan adama bal bilmem hangi köyden plastik bidonda gelir hediye.

Hani hani bunun etiketi?

Hacı amca göndermiş yahu.

Her sene gönderir.

Tebliğ?

Yayınladık ya.

Tamam o zaman.

xxxxxxxxxxx

Dünya’da en güzel iş arıcılık yahu.

Gelir Vergisi muafiyet bölümünde 500 kovana kadar siz diyor vergiden muafsınız.

Vergiden neden muaf tutuyor?

499 kovanı olan adam herhalde ürettiği balları kendi yemeyecek…

Ticari faaliyet saymıyorum belirli bir düzeye kadar diyor DEVLET.

Sebebi olmalı, olmalı bir sebep…

Birkaç sebebi var.

Bir kere arıcılık faaliyeti bir bitsin ülkede şimdi ucuza yediğimiz (Gerçi hangisini ucuza yiyorsak) meyve – sebze ve diğer bitkisel üretim düzeyi düşer.

Yurtdışında bir kovana gel burayı tozla diye verilen paraları bize versinler ülkede herkes arıcı olur.

Demek ki biz beleşe bulunduğumuz bölgenin tozlaşmasına yardım ediyoruz.

Dünya parayla yaptırıyor bize ise kızıyor birçok köylü.

Kaldır arını buradan.

Aslında onu diyen köylünün muhitine 10 yıl hiç arı sokmayacaksın da.

Neyse birinci sebep beleş tozlaşma.

Diğer sebep ise.

Devlet memuru ticari faaliyet sayılırsa arıcılık yapamaz.

Neden yapması lâzım?

Köylerde.

Gerçi hangi akla hizmet ise şimdi dağ başındaki yerleşimi de mahalle yaptık ama.

Köylerde.

Kim öğretecek, kim önder olacak arıcılığı?

Köyün öğretmeni…

Köyün imamı…

İşte bu yüzdendir ki.

Arıcıların çoğu öğretmen ve imamdır.

Emekli olduklarında da devam ederler.

Bizim ilçeden biliyorum.

Öğretmenler ve imamlar ayrılsın kenara deyiver geride 3-5 kişi kalırız.

Yıllar önce alınmış bir tedbir aslında meyvelerini vermiş.

Köylü öğrenmiş mi?

Maalesef

Uzun bir konu geçtim gitti.

Demek ki arıcılık faaliyeti ticari bir faaliyet değil.

499 kovana kadar.

501 olursa.

Olduğunu görmedim.

Bazı bölgelerde vardır 500 üzeri ama nasıl hallederler vergi olaylarını hiç araştırmadım.

Bizim bölgelerde 499 arıdan fazla bakınca yoruluyor insan.

Ticari bir faaliyet değil iken.

Nedense illaki hedef koyar 2 arısı olan.

Marka olacağım.

Marketlerde benim balım satılacak.

En büyük arıcı ben olacağım.

Bilmez en büyük bal firmalarının 1 arısı bile olmadığını.

Gıda ile ilgili tebliğlerde birincil ürünler diye bir konu var.

Arıcılık ile hiç uyuşmaz.

İşin ilginci Arıcılara çıkış yolu yaratması gerekenler aaaa öyle olmaz der.

Birincil ürün nedir?

Hayvandan aldığında ürün birincil ürün.

Sütü sağdın inekten. Birincil

Yumurta folluktan. Birincil

Bal tenekeye. Birincil

Yok canım.

Ben Sağım tankından direk kavanoza koydum. Bu ikincil ürün mü?

Yok diyor olmaz. Kavanoza koyamazsın.

Tenekeye koy.

Tenekeye koyabilirsin.

O bölüme kadar ne halt edersen et.

Kavanoza koyamazsın.

Halbuki her arıcının en dikkat ettiği bölümdür tenekeden kavanoza koyma anı.

Çok tartışır dururuz ama aslında sebebi şu.

Arıcının balını kavanoza koyma konusu değildir dert olan.

Arıcı üstüne üstlük etiketi de vurup.

Pazarda çarşıda markette satmak ister.

Hop.

Ticari faaliyet alanına girersen muafiyet gider.

Yok gitmesin.

Sorun burda başlar ama işte kalın çizgi buradadır.

Ürünü sağım makinesinden direk kavanoza doldurup teyzeoğluna 2 kavanoz bal vermen değil sorun.

Sorun ticari faaliyet alanına girmeye çalışman.

Gireceğim ben illaki dersen.

Alırsın markanı.

Kurarsın şirketini.

Dolum tesisi ile anlaşırsın.

Etiket yönetmeliğine uygun basarsın etiketini.

Görürsün anyayı konyayı.

Market ya da şarküteri rafındaki satış fiyatı senin satış fiyatından düşük ballarda.

Nasıl oraya ürün koyacaksın?

Pazarda satmaya kalksan.

Pazarcılar odası mevzuları da var ki sen ürünü etiketleyip pazarda satmak hayalin yoktu ki.

Demek ki neymiş.

Bir oluşan sektöre ayak uyduracakmışsın.

Toptan balımı ben o paralara vermem aga diyenlerin toplam üretimi zaten 5 teneke.

Adam 1.000 teneke bal üretiyor yılda.

Toptan fiyatını hesapla desek hesap makinesi ister.

Petekli balını diyor tebliğ satabilirsin.

İşletme numaranı vurarak her yerde.

Ama kavanoza olmaz.

Haklı.

Çünkü gıda takibi nasıl olacak?

İşte bu yüzden birlikler bu konu üzerinden çaba sarf ediyorlar.

Bazı birliklerde hâlâ kavanozlanan ballar yönetime yakın kişilerin balları olsa da bazı birlikler her üyesinin ballarını işletme numaraları bazında dolum yapıyorlar.

Düzelecek elbette.

Ama tüketici davranışı konusu yine çok belirleyici.

Ben şimdi.

1 kavanoz bal bırak beya benim dükkâna diyene.

Etiketli bal götürsem.

Bu ne len, marketten mi aldın der.

Etiketli olunca, rafta yer alınca çok mu sağlıklı oluyor şimdi ballar?

Belirli zamanlarda sahte-tahşişli-kalıntılı bal firmaları listesi açıklanıyor.

Bunların hepsi etiketli market rafından ürünler.

TV’de satılanlarda etiketli markalı.

Ne olacak şimdi…

Arıcılığı ana geçim kaynağı olarak yapanların zaten yüksek üretim yapıp toptan vermekten başka şansları yok.

Ama bu işi ek gelir olarak yapanların ürün satmaktaki acelesini anlamadım gitti.

Sağım çadırından gelsin birisi.

Şöyle tüketiciye satılacak fiyata çok yakın bir fiyattan balları alıversin.

Parayı da tring versin.

Oldu.

Bir ürünü üretmek zor elbette ama ürettiğin ürünü tüketmeleri için tüketiciye sunmak bir o kadar zor.

Çaba gerektirir.

İncelik gerektirir.

Sabır gerektirir.

Kavanoza koyup direk tüketiciye verebilir miyiz?

Elbette.

Ben illaki Balparmak olacağım.

Yolun açık olsun.